BLOG

E-BÜLTENLER / İNŞAAT&YATIRIM


Oğuz Bayazıt İNŞAAT&YATIRIM

İNŞAAT&YATIRIM

Öncelikle sizleri biraz tanıyabilir miyiz? (Oğuz Bayazıt kimdir?)

1970 yılında Ankara’da doğdum. Ankara Atatürk Anadolu Lisesi’nin ardından, 1992 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi’nden mezun oldum. İTÜ Fen Bilimleri Enstitüsü Yapı Bilgisi Yüksek Lisans programını  “Enerji Korunumu İklimsel Konfor ve İnşaat Maliyetleri Açısından Uygun Bina Kabuğunun Seçilmesi” isimli tez ile tamamladım. 1992-1994 yılları arasında Ankara ve İstanbul´da mimarlık bürolarında tasarımcı ve şantiye şefi olarak çalıştım. 1995-1997 yılları arasında Çelebi Holding / Çelebi Mimarlık Mühendislik Şirketi’nde Genel Müdür olarak görev yaptım ve yer hizmetleri kapsamında, Türkiye çapında tüm hava servisi merkezlerinin mimari projelerinin tasarım ve uygulamalarını hayata geçirdim.  Çok yoğun bir çalışma hayatım oldu ve kısa zamanda çok önemli deneyimler kazandım. Mesleğe olan bakışım ve tecrübelerimi başka bir platformda değerlendirmek için kendi şirketimi kurmaya karar verdim.

Oğuz Bayazıt Mimarlık ne zaman kuruldu ve ekibinizden de biraz bahsedebilir misiniz?

1998 yılında ilk adımı attığımı söyleyebilirim çünkü kurumsal hayattan ayrılıp kendi kanatlarımla uçmaya başladığım yıldı. Ama bugünkü yapı ile şirketin resmi kuruluşu 2003 yılı.

Bizim ekibimizin Türkiye’deki diğer mimarlık ofislerinden farklı bir yapısı var. Ben mimarlıkta son ürün yerine sürecin tasarlanmasına inanan bir mimarım. Dolayısı ile burada mimariyi tüm katmanlarıyla ele alan, kullanıcı ihtiyaçlarını optimum sağlamayı hedefleyen, performans tabanlı bir ekip çalışıyor. Bir yapının tasarımı aşamasında ya da tasarlanmış bir projenin uygulaması aşamasında yapı fiziğinin tüm elemanlarını projeye entegre edecek 50 kişilik uzman bir kadroya sahibiz. Bu da ele aldığımız projeleri kusursuz ve eksiksiz bir şekilde tamamlamamızı sağlıyor. 

Disiplinler arası işbirliğinin en üst düzeyde sağlanmasını gerektiren bu yaklaşımı en doğru biçimde uygulayabilmek için, kullanıcı gereksinimlerini karşılayacak iklim, ışık, ses, yangın kontrolü gibi yapı fiziğinin alt alanlarında uzmanlaşmış bir ekibi tek çatı altına topladık. Bu, bizim en büyük farklılıklarımızdan biri. Tasarım, yapım ve performans değerlendirme aşamalarına her düzeyde hakim uzman, mimar, iç mimar, endüstri ürünleri tasarımcısı, inşaat mühendisi, elektrik ve mekanik mühendislerinden kurulu bir ekibimiz var.

Yer aldığınız projeler ve projede gerçekleştirdiğiniz çalışmalar nelerdir? (Projelerin künyelerini de özellikle göndermenizi rica ederiz Projenin yeri, büyüklüğü, tarihi, işveren, yatırım bütçesi ve projede yürüttüğünüz faaliyetler gibi bilgiler...)

Verdiğimiz hizmetleri proje tasarımı, proje uygulaması ve proje/yapım yönetimi ana başlıkları altında toplamak mümkün.  Yapı fiziği ve süreç yönetimi konusundaki profesyonel yaklaşımımız ile 500’ün üzerinde projeye imza attık. Projelerimizde tasarımcı, kullanıcı, karar verici ve uygulayıcı gibi tüm paydaşların, tasarım ve üretim süreçlerinin en başından itibaren bir arada çalışarak ihtiyaç ve çözümleri projenin ilk aşamalarında ortaya konması prensibine dayanan bütünleşik tasarım yaklaşım ile hareket ediyoruz.

Son ürün kadar süreci de tasarlamaya odaklanan bir ofis olarak, Türkiye’de son yıllarda gerçekleştirilen Bodrum Yalıkavak Palmarina, Bomonti Bira Fabrikası gibi projelerde farklı görevler üstlendik. Basf Türkiye, Eren Holding, Vaillant Türkiye,  Merck, Finansbank, Credit Suisse, Bahçeci Sağlık Grubu gibi önemli markalarla çalışma fırsatı yakaladık. Hastane mimarisi konusunda Türkiye’nin en deneyimli şirketlerinden biriyiz. Biliyorsunuz orada çok ciddi uzmanlık isteyen bir yaklaşım söz konusu. Türkiye’nin ilk genetik merkezi projesini de biz gerçekleştirdik. 

Her proje kendine özel bileşenler içerir ama sizin projelerinizdeki olmazsa olmazınız var mı, nedir?

Biz her projeyi kendi özel şartları içinde ele alıp, projenin ihtiyacı olan en uygun çözümlerin uygulanmasını sağlarız. Sadece şık bir tasarım bizim için hiçbir zaman yeterli değildir. Biz bir yapının yapılmasına karar verilmesinden, kullanıcıların orada yaşamaya başlamasına hatta sonrasında o yapının kullanılacağı yıllara kadar geçen bir süreçle ilgileniyoruz. Bu nedenle de  tasarımın altyapısının çok düzgün olması, yapı fiziği başlıklarının bunun altına eklenmesi, bütçe kontrolünün sağlanması, bu projelerin hayata geçtikten sonraki işletme maliyeti ile ilgili kıyasların ya da kararların yine tasarım aşamasında verilmesi,  mimarinin elektrik elektronik, otomasyon ve statik ile birlikte dengelenerek çözülmesi bizim her projede mutlaka öne aldığımız başlıklardır.

Bir mimar olarak ülkemizde yürütülen kentsel dönüşüm çalışmalarını nasıl izliyorsunuz, sizce kentsel dönüşüm projeleri nasıl yapılmalı?

İstanbul gibi çok büyük bir bölümü kaçak inşaatlarla dolu olan, deprem korkusunu arkasında hisseden bir şehirde kentsel dönüşüm çok önemli bir konu. Ama maalesef bu konuda yapılan çalışmaları da yeterli bulmuyorum. Yine makro ölçekte uzun vadeli planlar yapılmıyor. Yine sadece en az metrekareye en çok kaç bina sığdırırız diye düşünülüyor. Kentsel dönüşüm projeleri nasıl yapılmalı denildiğinde aslında bizim bütün Türkiye bazında nüfus hareketlerini, iklimsel bazlı verileri, o nüfus hareketleri ile birlikte endüstrileşmenin, turizmin dağılımını doğru yapıp kaliteli yaşamı olan yerleri cazip hale getirmemiz lazım. Sinop, Balıkesir, Ayvalık gibi. 15 milyon nüfusu olan bir yeri 20 milyon yapalım, 5 katlı yeri yıkıp 20 katlı yapalım zihniyetinden çok, 15 milyon nüfuslu yerde yaşayanları rahat yaşatmaya çalışalım ama bunu yapmadan önce diğer yerleri de öyle cazip hale getirelim ki burası da artık 15 milyondan  20 milyona çıkmasın diye düşünülmesi gerek. Gelişmiş ülkelerin hiç birisinde Türkiye’deki gibi bir düzen yok. Çok daha makro yaklaşımlar, çok daha uzun vadeli planlar, çok daha sürdürülebilir modeller var.

Baktığınızda İstanbul neredeyse Çatalca’dan İzmit’e kadar birleşti. Ve biz hala boş bulduğumuz yerlere konut yapıyoruz. Halbuki İzmit’ten sonra dümdüz bir Düzce ovası var. Burada başka bir hayat kurulabilir. İklimi, toprağı düzgün, her yere yakın. Ankara ve İstanbul’un ortasında. Kentsel dönüşüm bir takım şeyleri yenilemekle ya da rehabilite etmekle kalmıyor. 4 katlı yeri 44 katlı yapma durumuna geçiyor ve bu finansal hedefler, insanın kendisini, insan gibi hissederek yaşayacağı çevreleri, binaları yavaş yavaş yok ediyor. Bunun insanlar üzerinde yarattığı etkilerin ve sendromların nasıl çözüleceği de sonraki yılların entelektüel sohbetlerinin konusu olur sanırım.

Son dönemde yapılan projelerle şehirlerimiz yükselmeye başladı. Silüet olarak büyük-küçük tüm şehirlerimiz bundan etkileniyor, mimar olarak bu değişimin olumlu/olumsuz yönlerini bize değerlendirebilir misiniz?

Bir çok şehrimizin ve İstanbul’un düzgün bir plan olmadığı için yüksek katlı yapılar da aynı ilkesizlikle yerleştiriliyor. Tarih, hafıza, kimlik, doku, altyapı vb. konular gibi İstanbul’un silueti de kesinlikle göz ardı ediliyor. Bence ülkemizde henüz böyle bir ihtiyaç yok, prestij sebebiyle yapıldığını düşünüyorum. Doğayı ve insan ölçeğini yakalayan az katlı kat planları geniş yapıları tercih ediyorum.

Yarışmaları nasıl değerlendiriyorsunuz, sizce mimariye katkıları var mı?

Dünyada ve Türkiye’de gerçekleştirilen birçok yarışma ve ödül organizasyonunun tamamen tanıtım amaçlı ve ticari platformlar olduğunu düşünüyorum. Elbette içlerinden bazılarını ayırmak gerek ama başvuru ücretlerinin tavan yaptığı ya da yüzlerce kategoriden nereneyse her projeye bir ödül verilen yarışmalar bence mesleki açıdan bir şey kazandırmıyor. Sektöre bir katkısı olmadığı gibi şirketlere de bir itibar kazandırdığını düşünmüyorum. Bir de bazı yarışmaların jürilerine bakıyorsunuz. Kesinlikle bir projeyi bütün hatları ile değerlendirecek kişiler olmadığını görüyorsunuz. Mesleki açıdan vizyon ve itibar kazandıran yarışmalar ne yazık ki yok denecek kadar az.

İnşaat sektörünün gelişimini, yapılan yeni projeleri mimari açıdan nasıl buluyorsunuz, artılar – eksileri sizce nelerdir?

Yeni projelerde yeni teknolojileri kullanma özgürlüğü çok yüksek. Ama yeni teknolojilerin doğru şekilde entegre edilmesi çok önemli bir konu ve bu konuda yetiştirilmesi gereken çok fazla taraf var. Teknik insanlar, yerel idareler, teknik okullar, odalar, gayrimenkulcüler, kamuoyu, karar vericiler, bürokratlar… Bütün bu paydaşların sisteme adapte edecekleri tek fayda kar olmamalı. Ben mimar olarak bu yapıyı tamamladım. Bu yapı dünyaya negatif bir yük getirmiyor, tam tersi pozitif bir şeyler getiriyor diyebilmek gerekiyor. Bunu bütün paydaşların söylemesi ve inanması gerek.Belki inşaat sektörü gelişiyor ama nasıl bir gelişme olduğu çok tartışılır. Yalova’da yaptığımız SamanEv’de belki en yeni teknolojileri kullanmadık ama son derece sürdürülebilir bir yapıya imza attık.  Kentsel dönüşüme paralel bir düşünce ile daha büyük kiralama alanları yaratalım, daha çok satış alanı yaratalım konusuna odaklanılıyor ve tamamen maliyet odaklı düşünülüyor.Bir başka konu daha var: Herşey çok hızlı değişiyor. Bu hızlı değişim içinde binaların ofisken hastane, hastaneyken otel otelke n başka birşey olma durumları engellenemiyor. Her köşeye bir kahve dükkanı, her mahalleye aynı banka şubeleri konuluyor. Sanki Sims oyunu oynarken koyman gerekenleri koyuyorsun gibi. Yapılar genel plan olmadığı için bir bütünlük içermiyor. Bir apartman altındaki küçük bir dükkanı bir banka gelip alıyor, dükkanın üstündeki katı da alıp katları birleştirip bir banka şubesi yapıyor. Ama tabii ki ihtiyaçları gerçek anlamda karşılamaya bu tür çözümler yetmiyor. Dolayısıyla inşai ana prensip kararları alınırken kullanıcının hedeflerinin, profilinin değerlendirip bu ikisinin aynı potada eritilmesi gerekiyor.Bir de tabii yine paydaşlar olarak inşaat başlığı altındaki hayallerimizde ana rengin doların değil doğanın yeşili olması gerekiyor.

Ülkemizde mimari ve iç mimarinin gelişimini nasıl değerlendiriyorsunuz, eksiklerimiz neler?

Doğru iç mimari çözümler için binaların baştan uygun formatta tasarlanmış olması çok önemli. Bu yoksa maalesef zorlama çözümlerle günü kurtarma yaklaşımına gidiliyor. Süslü ve şık şeyleri bitmiş kabul etmek gibi bir anlayışımız var. Şimdi bir düşünün, İstanbul’da yemek yemek için bir yer arıyorsunuz. Bir sürü manzaralı ve şık yer var ama rahatça konuşacağınız sessiz bir yer bulmak çok zor. İç mimari, yapı fiziğini mimariye göre hiç ciddiye almıyor. Aydınlatma akustik iklimlendirme gibi konuların kullanıcı konforu açısından ne kadar önemli olduğu hep göz ardı ediliyor. Bir ofis için bu konforların sağlanması artan çalışan verimliliği, bir restoran için artan müşteri memnuniyeti ve bunların karşılığında da ticari kazanç demek aslında. Ama konulara bu derinlikle yaklaşılmayınca uzun vadede yeterli verimler alınamıyor maalesef.

Bu arada iklimlendirmeden örnek vermem gerekirse, iklimlendirme 15 derece soğuk havayı yaz günü insanların üstüne üflemek değil, orada klima çalıştığını fark etmeyecek şekilde uygun ortamı ve iklimi yaratmak demek. Bütün bunların gerçekten uzman kişiler tarafından yapılması gerekiyor.

Yabancı mimarların Türkiye´de proje gerçekleştirmelerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Nasıl yabancı futbolcular var bazıları türk futboluna çok katkıda bulunuyor, bazıları ise sadece paramızı alıp gidiyor. Mimarlık firmalarında da aynı şey geçerli. Yabancı olması değil de nasıl bir firma olduğu önemli. Türkiye’de iş yapan bazı firmalar burada hem işverene hem de birlikte çalıştıkları bütün paydaşlara değer katıyor, bilgisini ve tecrübesini çok güzel aktarıyor ve sektöre bir şeyler kazandırıyor. Bazıları ise bir değer yaratmak söyle dursun, işlerini bile doğru düzgün teslim etmekten uzaklar. Maalesef imza uğruna, sözde prestij uğruna bazı yabancı mimarlara gereğinden fazla kıymet veriliyor.

Firma olarak kısa ve uzun vadeli hedefleriniz nelerdir?

Ülkemiz şartlarında uzun vadeli hedeflerden söz edebilmek çok mümkün olmasa da, hem bugün hem de ilerisi için hedeflediğimiz tek bir şey var:

Bir işi başından sonuna sistematik olarak yürümesini isteyen, düzgün ve planlı iş isteyen işverenlerle çalışmak ve sonucunda da kendi memnuniyeti kadar çevreye komşularına topluma ve ülkeye de artı bir şeyler katabilen projelerin içinde olmak istiyoruz.

 

GERİ DÖN

Dereboyu caddesi, No:78 Kat:1 34347
Beşiktaş İstanbul Türkiye
T. +90 212 227 03 01
F. +90 212 259 78 30

Oğuz Bayazıt Mimarlık

Twitter İnstagram Linkedin
Copyright © 2016 Oğuz Bayazıt - Designed by Moni